İki Tepe, İki Dağ Ortasında Bizim Bağ

Haşhaş

Haşhaş


Malumunuz ekmek kavgası, iş güç ve benzer nedenlerden dolayı ülkemizin nadide şehirlerinden birinde ve hatta en kalabalık olanında ikamet etmekteyim. İstanbul’un boğazıydı, tarihiydi, erguvanıydı, kargaşasıydı, kapkaççısıydı, tinercisiydi derken yedi tane tepesini unutmamak lazım gelir. Buraya “yedi tepe” İstanbul diyorlar. Bu yakıştırma öylesine yerleşmiş ki İstanbullu’ların hayatına, üniversitesinden tutun da giyim markasına (bknz. SevenHill) kadar her alanda karşınıza çıkması mümkün. İyidir güzeldir bu yakıştırma da nereden gelir acep diye biraz googling (internette araştırma yapmanın gavurcası) yaptıkan sonra İstanbul’un suriçi diye tabir edilen eski kısmının yedi adet tepe üzerine kurulu olduğunu öğrendim. Burada sizlere bu tepeleri tanıtacak değilim. O zaman ne diye anlatıyon bize bunları demeden önce bi düşünün bakalım. Bayat’ımızı, etrafını bi hayalinizde canlandırın bakalım. Hah işte şimdi oldu. Kardeşim İstanbul’un yedi tane tepesi varsa bizim de iki tepemiz üstüne üstlük iki tane de dağımız var. Çalca’mız, Dedegırağı’mız, Eğerli’miz, Asar’ımız var. Bunlar da yetmedi bi de ortalarında bağımız Bağyeri’miz var.
(daha fazla…)

Haşkeş Gafeliler

Bütün serüven tohumun toprağa düşmesiyle başlar. Toprakta huzura kavuşan tohum uykuya dalar. Dalar dalmasına da içinde yeni doğuşun heyecanını taşır. Bir iken bin olmanın gururunu duyar içten içe. Güzdür mevsimlerden. Daha önünde atlatılacak uzun ve çetin bir kış dönemi vardır. Onun için var olmakla yok olmak arasındaki çizgiyi belirler kış. İpin bir ucunda çeneleri bir birine kenetleyen ayazda donan narin yapraklar varken diğer ucunda da toprak döşek, kar yorgan zevkü sefa süren fideler bulunur.

(daha fazla…)